Yaşadığımız sorunlara, yolumuzu tıkayan engellere çözüm yolları aramaktan zaman zaman hepimize gına gelmiştir, hep aynı döngülerde olmaktan, çözmeye çalıştıkça sorunun hayatımızın her parçasına dağılmasından…O kadar çıkmazda hissederiz ki bazılarımız hatta bu yolda pes etmiş, sırf bu yüzden baş ettiği sorunu çözmeden olduğu gibi kabullenerek yaşamayı bile seçmiştir. Oysa yaşam sorunlardan ibaret değil, yolumuza taş koyan sorunlar aslında üstüne basarak daha yükseğe tırmanacağımız yardımcılarımız. Bu kadar çözümsüz kalmamızın altında sorunun sadece soruna yanlış yerden bakmamızla ilgili olabileceği hiç aklınıza geldi mi?
Bilinçaltı, benim için mucizeler barındıran biyolojik, ama bir o kadar da aslında mekanik diyebileceğimiz bir parçamızdır. Hayatımızdaki neredeyse tüm kararları, yaşayacaklarımızı yönetirken kendinin evrensel ve değişmez çalışma prensipleri vardır.
Siz soruna eğer bilinçli odaklanmazsanız bilinçaltı o kavramı anlayabilmek için tüm dikkatini o soruna yöneltir. Yani şanssızım dediğinizde bilinçaltınız bunun neden olduğunu anlamak için tüm şanssızlık programlarını size açabilir. Aman dikkat, bu ne düşünürsen olur gibi bir şey değil. Başınıza kötü bir şey gelmesin diye sempatik sistem devreye girer, sizi sözde korumaya çalışır. Ama düşünün, bir masaya oturacaksınız, tüm odağınız masada bir sandalyeye yönelir. Dersiniz ki bu sandalyeye oturmam daha doğru olacak. Oturur oturmaz düşersiniz çünkü sandalyenin bir ayağı kırıktır. Bilinçaltınız, sizin şansızlık olarak tanımladığınız durumu tanımlayabilmek için tüm dikkatini o sandalyeye yönlendirmiştir. Siz de size sıradan gelen, sizin rutin hayat döngünüz olarak tanımladığınız şanssızlık durumundan kurtulmak için bilinçli olarak farklı olanı seçmeye çalışırsınız. Vee sonuç yine aynı kısır döngüde kalırsınız.
Çünkü bilinciniz, bilinçaltınızın ne söylediğinden habersizdir, onun işaretlerini yanlış yorumluyordur.
Geçen günlerde yeni çıkan kitabım “UYANIŞ/ O eski sen artık burada yaşamıyor” kitabımla ilgili gerçekleşen röportajda edebiyat haberden Nilgün Hanım ile olan sohbetimizde bana şöyle bir soru yöneltti:
“Kitabın ilginç başlıkları var ve hepsi kendimize soru sormamızı sağlıyor. İçimizdeki ışıltıyı biz mi öldürüyoruz başkaları mı? (Işıltı). Birlikteyken yalnızlık kime ait? (Geçmiş). Kadın olarak biz kimiz, (Kadın). Hayatın hangi tarafını keşfetmeliyiz? (Arayış), gibi sorular geçti içimden. Okurda tam olarak bunu mu uyandırmak istediniz?”
Kitabın bilinçaltı ile ilgili satır aralarına yayılan gizli sohbetini o kadar güzel yakalamış ki beni gülümsetti.
Evet, her şey doğru soruları sorabilmek ve doğru kelimeye odaklanabilmekte!
Biraz daha iyi anlatabilmek için kitapta da bahsi geçen başka bir konudan örnek vereyim. Kadınlık hakları ile ilgili neredeyse tüm kadınlar olarak hepimiz mücadele veriyoruz, eşitlik, yaşam hakkı istiyoruz. Nerede ezildiğimiz, nerede ataerkil kodlara sıkıştığımıza dair öfke duyuyoruz, sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Ama tüm savaşımızı ataerkil kodlara ve onlarla eşit olmaya yöneltmiş durumdayız. Bu döngü sürekli bizi giderek daha eksik hissettirtmeye devam ediyor. Çünkü asıl soru ““Kadın olmak” aslında nedir, nasıl bir potansiyele ve farklılıklara sahip olmalı?”. Bu kısımda hep ataerkil sistemle kıyaslayarak sürekli yetersizliklerimizi keşfediyoruz.
Farklılıklar dediğimizde hemen aklınıza kabul edilebilmek için baskıladığımız kırılganlık, koruyup kollanması gereken ve benzeri özellikler geliyor, ama kadınların gerçek gücünün de henüz bizlerin de keşfetmeye çalıştığı o farklılıklardan biri olduğunu atlıyoruz. Gerçekten kadın olmanın ne olduğunu, kadının gücünün ne olduğunu biliyor muyuz? Hadi size bir soru, kadının gücü dediğinizde aklınıza gelenler nedir?
Not: Sakın gözyaşları yazmayın, sevgiyle kalın…
Röportajı aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz:
Uzman Doktor Seda Ülgen’in son kitabı Uyanış üzerine konuştuk.