ADÖLESAN: MASUMİYETİN ÇÖKÜŞÜ VE DİJİTAL ZORBALIĞIN GERÇEK YÜZÜ
ADÖLESAN DÖNEM VE DİJİTAL ZORBALIK HEPİMİZİ ZORLUYOR
Adoloscence isimli İngiltere yapımı dijital dünyanın genç – ergen erkekler üzerinde ki etkisini konu alan netflix dizisi hakkında bir makaledir
Adolesan/ Adolescence mini dizisini izlediniz mi? Hani şu herkesin birbirine tavsiye ettiği, hatta çocuğunuz varsa muhakkak izlemelisiniz dediği! Bizi bu kadar sarsan, birbirimize tavsiye etmemize sebep olan ne olmuştu?
13 yaşında yüzüne baktığımızda “Ne kadar da masum bir çocuk” diyebileceğimiz bir kişi… Cinayet suçlanması ile tutuklanmak üzerine evine girildiğinde korkudan altına kaçırması bile yüreğimizi burkuyor. Babası ise yaşadıklarını çocuklarına yaşatmamak için elinden geleni yapan, iyi bir ebeveyn olmak adına çabalayan bir adam… Bizdenler, bizim gibiler…Hayatı doğru yaşamaya çalışıyorlar. Bu kadar güvenli ve iyi niyet üzerine kurulu bir ailenin merkezine asla akıllarına gelmeyecek bir biçimde bir cinayet yerleşiyor, hem de o masum, minik çocuklarının hoşlandığı bir kız tarafından reddedilmesinin öfkesine dayanamayarak işlediği bir cinayet! Ergenlik döneminde birileri tarafından reddedilmemiş, hayalleri bozulmamış hiç kimse var mıdır aramızda? Bence yoktur.
Onlar da görüyorlar, ellerinden geleni yapsalar da dışarıdaki yeni dünyanın etkilerinden kendilerini koruyamıyorlar. Hatta ne yaşayacaklarını yaşamdaki kendi doğruları, çabaları değil, dış dünya şekillendiriyor.
Ergen biri gelişime açık, etkiye açıktır. Dış dünyanın etkilerine daha da açıktır. Çünkü kendinin kim olduğu, ne kadar değerli, sevilebilen olduğu, toplumda nasıl kabul göreceği ile ilgili tanımlamaları yapılandırıyordur. Dizide de kendini tanımlamaya çalışan bu gence, sosyal medyada kullanılan, çoğunun anlamını yeni öğrendiğimiz birkaç emoji ile cinayet işlettirebilecek noktaya götürebilme ihtimalinin gerçekleşmiş olduğunu görmek hepimizi ürküttü. Çünkü bu hepimizin başına gelebilirdi. Öldürülen olmak da, öldüren olmak da… Zaten dizinin yönetmeni Phil Barantini’ de “Jamie’yi her çocuğun yerine geçebilecek biri gibi kurguladık, ailesi de öyle… Bu hikaye herkesin başına gelebilir” diyor. Bu da endişelerimizin yersiz olmadığını gösteriyor.
Çocuklar, ergenler bir yana yetişkin olduğumuz için acaba biz bu ruhsal darbelerden korunabiliyor muyuz? Okuduğumuz haberler, bizi sürekli dışarıda ne kadar kötü bir dünya olduğuna dair bizi ikna ediyor. Normalde belki haberimiz bile olma olasılığı düşük olan olumsuz, güvenlik tehdidi olan olayları sindiremeyecek kadar çok sayıda art arda dinlemek, izlemek zorunda kalıyoruz. “Doğru” olanı buldum, ertesi sabahtan itibaren hayatımda uygulayacağım ve hayatım güzelleşecek derken daha sabah olmadan o bilginin tam aksini savunan yeni bir içerik ile karşılaşıyoruz. Ne yöne gideceğimiz, kim olacağımız kafasında kafamız karışıyor.
Bununla da kalmıyor. Sosyal medyada herkesi eğlenirken, aktif, dinamik, başarılı, mutlu görürken bizim hayatımızdaki hüzünlerin, sıradanlıkların sadece bize ait olduğu yanılsaması ile kendi hayatımız hakkında tatmin duymaktan, mutlu olmaktan mahrum kalıyoruz.
Beyinlerimiz bu kadar yanılsamayı sindirmek, düzeltmek için dizayn edilmedi. Dış dünyanın üzerimizdeki baskısını görmezden gelip içsel doğrularımızı koruyabilecek, fark etmediğimiz dijital dünyanın zorbalığına dayanabilecek güçte miyiz? Sanmıyorum.
Sanmıyorum dedim ama şimdilik. Er veya geç güçleneceğiz, iç dünyamıza, sanal yönlendirme olmayan gerçeklerimize daha çok sahip çıkacağız. Ama şimdilik zamanı var.
Şu an bizi tehdit eden şeyin, güven duygumuzun, dış dünyaya olan güven duygumuzun, kendimize olan güven duygumuzun tehdit altında olduğunu fark etmemiz gerekiyor. Bu da en çok kim olduğumuz ve kim olacağımız konusunda kafa karışıklığı oluşturuyor.
Tek çıkışımız var; kendimizi ve hayatın gerçek dokusunu tanımak!