Hayatta kalma becerimizi sağlayan, bize başarıyı getiren, sorunlarımızı çözen zeka değil midir? Zekamıza güveniyorsak hayatın kapılarının bize daha kolay açılacağını düşünürüz. Her şey daha ulaşılabilirdir. Analiz edebiliriz, sorunlarımızın kaynağını görebiliriz, hatta o kadar çok detayı, başka kişilerin göremediğini, düşünemediğini de anlayabiliriz ki tek başımıza kalabalık bir kadroya bedel çalışabiliriz. Bu bizi mekanik, robotlaşmış da yapmaz, çünkü karşımızdaki insanın hayat öyküsünü de okuyabilir, nedenlerini anlar, empati yapabiliriz. Kulağa mükemmel geliyor, değil mi?
Ne var ki günün sonunda zeki insanlar daha yorgun, daha yalnız, eksik hatta tükenmiş hissedebilirler, hatta günümüzde daha da çok yorgun ve tükenmiş hissediyorlar. Hele de zeki bir kadınsak en çok tükenen olarak liste başı olabiliyoruz.
Zekanın Görünmeyen Yükü
Evet, bugün biz zeki, başarılı insanlar üzerine yazacağım. Hayat bize neden hak ettiğimiz, olmamız gereken konumu, fırsatları vermiyor? İçinizden hemen şöyle hızlıca bir analiz yapıp iş yerinde kariyerde nasıl yükseldiğiniz, ilişkilerinizde ne kadar takdir edildiğiniz, birçok insana göre nasıl daha rahat yaşadığınızı söyleyip itiraz edebilirsiniz. Ben biraz daha derinde bir yerlerde arada ortaya çıkan o iç sesimizden, arayışımızdan bahsediyorum. Siz de bilirsiniz zeki insan anlar, ama anlaşılmaz…
Psikoterapi enstitüsünde iken zeki insanlar ile ilgili bir söylem dikkatimi çekmişti. Biz insanların sosyal varlıklar olduğu ve adaptasyon yeteneğinden bahsediliyordu. Bir çocuk için zekanın getirebileceği yükten de… Yaşıtları ile kendi olduğunda uyum sağlayamayacağı için ya yalnızlaşacağından ya da zekasını sabote ederek benzer görünmeye çalışacağından… Kendi için iyi bir özelliğin, bir armağanın nasıl külfete döneceğinden bahsediliyordu.
Şimdi bunu yazınca ve birazdan yazacaklarımı düşününce “Aman tanrım o kadar mı yaşlandım oldum?”, ancak günümüzde her yıl katlanarak artan data çağında bu durumun hızla değişmesi de normal, sorunu biraz daha günümüze uyarlanmış halini yaşıyoruz. Modern dünya bizden yeti olarak zihnimizi ön planda tutmamızı istiyor. Zihnini en iyi kullanan kişi, başarı yollarını kendine hızla açıyor. Ama hangi bedelle?
Ne var ki hayatın tüm dinamiği “Kendimizi tanımak” üzerine kurulu. Zeki insanlar için zihinlerini kullanmak kolaydır, zaten diğerlerinden daha fazla görebiliyor, daha fazla nöron bağlantısı kurabiliyor, daha fazla analiz edebiliyorlar. Ancak bu kadar data, bu kadar to do list olan bir dünyada zihnin yükünün nasıl artmış olabileceğini hayal edebiliyor musunuz? Önceden zihnin yükü 10’sa, şimdi binlerde. Zihnin dinlenmesine fırsat kalmıyor. Modern dünyada zihin, en çok yüklenen organa dönüştü. Sürekli çalışan bir zihin, nefes alamayan bir ruha dönüşüyor. Oysa zihni susturamadığımızda içsel benliğimizle bağ kurmamız da imkansızlaşıyor.
Zeki Çocuklar Neden Erken Yetişkinleşir?
Şimdi burada durup biraz geriye dönelim, bir çocuk yaşıtları ile kendini kıyaslayarak tanımlar. Yaşıtlarının zorlandığı, bıraktığı yerde zeki olan çocuk ne yapar? Kapasitesinin daha fazla olduğunu bilir, devam eder. Ancak zeki çocuklar, çevreleri tarafından yaşıtlarına kıyasla daha olgun, daha yaratıcı, daha…daha… bir şeyler bulunur. Etrafındaki ebeveynler yaşıtı olan arkadaşlarını ona emanet ederler. Daha fazla sorumluluk alır, daha çok duygularını bastırır. Çünkü erken yaşta yetişkin olmaya zorlanır, hazır mı değil mi bakılmadan, istiyor mu diye sorgulanmadan zeki kişiye bu rol yüklenir. Farkındalığı ona zaten çocuk yaşlardan itibaren bir yük haline gelir.
Çocukken bunu cazip, iyi bir şey zannediyoruz. “Zeki, o halleder” denmesi, sorumluluğun bize verilmesi erken yaşta kazanılan bir özgürlük gibi geliyor, oysa yetişkinliğin prangası…
Zeki çocuk, büyüdüğünde de üzerine giydiği kimliği, düşünce tarzını değiştirmez. Daha fazla sorumluluk alır, sorunları daha fazla üstlenir, etrafındaki insanların yükünü daha fazla alır. Ne var ki, günümüzde özellikle pandemi sonra stres, ekonomik yük, yönetilmesi gereken dijital dünyanın yoruculuğu korkunç ağırlaştı. Tükenmiş bireylerin sayısı hızla yükseldi. Durum böyle olunca, herkes adına daha fazla yükü önceden kaldırmaya başlayan, daha fazlasını hep sırtlanmaya alışmış zeki insanlar ilk yükün altında kalanlar oldu. İnsani sınırlarımızı aşarken, zekamıza doğal, biyolojimize dayanılmaz gelen yükü üstlenmenin nasıl başka bir sonucu olabilirdi ki?
Kimse bize gerçekten zekamızı nasıl kullanacağımızı, zekamızı kullanırken kendimizi, duygularımızı koruyacağımızı öğretmedi. Zekamızın nasıl faydalı olabileceği, nasıl başarı getireceği, nasıl bizi güçlü kılacağı öğretildi. Peki, güçlü olmak, gerçek doğamızı kullanamadığımızda hasar alarak kırılmanın ana nedeni değil midir?
Zekamızı kendimiz için daha güzel bir dünya inşa etmeye kullanmıyorsak, insanlıkta ilk tükenen, yalnız kalan, donuklaşan, yaşamdan uzaklaşan biz oluyorsak zeki olmanın bir esprisi kalıyor mu sizce?